The Last of Us: Left Behind (İnceleme)

Yüzünü dökme küçük kız...

Yüzünü dökme küçük kız…

Son yıllarda duygusal olarak beni en çok etkileyen oyunların başında geldi The Last of Us. Beni bilen bilir, PlayStation 3 ile arası olmayan biriyimdir ama böyle bir şaheseri oynamamak olmazdı ve oyun çıkar çıkmaz konsolun başına kurulmuştum. Oyuna başladığım ilk andan itibaren hissettiklerimse tarif edilmez, yaşanır. Oyunda ilerledikçe karakterleri daha iyi tanıyor, onlarla daha yakın bir iletişim kuruyordum. En nihayetinde hem Joel, hem de Ellie birer yakınım gibi olmuştu, onları her türlü tehlikeden korumak için elimden geleni yapıyordum. En nihayetinde birtakım kötü şeyler oldu, Joel’i az kalsın kaybetme noktasına geldik ve o an gözlerimden yaşlar süzüldü. Sonra ne olduysa oldu, Ellie bir şekilde Joel’i iyileştirdi ama o kısmı biz göremedik. Göremediğimiz, daha doğrusu görme şansımızın olmadığı bir konu da Ellie’nin Joel’e bahsettiği, geçmişte iyi vakit geçirdiğini anlattığı arkadaşıydı. İşte Left Behind da bu iki konuyu işliyor ve oyunculara The Last of Us’ın ne kadar muhteşem bir oyun olduğunu bir kez daha gösteriyor. Okumaya devam et

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInEmail this to someone

Shank 2’ye ısınırken…

Shank 2Shank 2’nin çıkış tarihi ve fiyatı belli olmuş, oyunun çıkış tarihi de yaklaşmışken kendime bir hedef belirledim, biraz da Shank 2’nin çıkış tarihinin yaklaşıyor olmasından hareketle yarıda kalmış ilk oyunu bitireyim dedim. Bugüne kadar oynadığım en “renkli” kanlı oyunun Shank olduğunu söyleyebilirim. Kimilerinin aklından Postal serisi geçiyor olabilir ama Postal’ın, özellikle Postal III ile birlikte “rengini” kaybettiğini ve işin cidden suyunu çıkardığını söyleyebilirim. Bu noktada unvanı hak eden tek oyun olarak Shank kalıyor elimde. (Önerisi olan varsa alayım.) Peki nedir Shank’i bu kadar kanlı olmasına rağmen renkli kılan? Okumaya devam et

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInEmail this to someone

Amy için değer mi?

Kızımız da pek bir ürkek

Kızımız da pek bir ürkek

Bir grup Fransız oyun yapımcısı bir araya gelirler, 2005 yılında VectorCell adlı bir şirket kurarlar ve ilk büyük projelerini bugün oyun dünyasına sunarlar. AMY… Küçücük, ürkek, otistik ve sevgiye muhtaç bir kız Amy. Onun yanında yer alan, ona yardım edebilecek, istediği sevgiyi ona verebilecek tek kişiyse biziz, Lana rolünde. Korku temalı, hayatta kalma mücadelesi verdiğimiz ve sadece kendimizi değil, bu küçük kızı da düşünmemiz gereken bir oyun AMY. An itibariyle PlayStation Network ve Xbox LIVE üzerinden yayınlanan oyunda öncelikle Lana’yı ve zaman zaman da Amy’yi kontrol ederek hayatta kalmamız gerekiyor. Hayatımızı tehlikeye sokan şey ne olabilir sizce? Çok yaratıcı birileri değil, sadece virüse maruz kalıp mutasyona uğramış düşmanlar var karşımızda. Okumaya devam et

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInEmail this to someone

Xbox LIVE’da House Party!

Hayatta tutunmak...

Hayatta tutunmak…

Dün başlayan ve 13 Ocak’a kadar da sürecek olan CES 2012’nin ilk gününde Microsoft boy gösterdi. İşletim sistemi, yeni teknolojiler, mobil açılımlar bir yana, benim ilgilendiğim tek konu Xbox 360 için duyurulan yenilikler, oyunlar, projeler oldu. Xbox LIVE’ın ne kadar güçlü bir platform olduğu ve ne kadar önemli yapımlara ev sahipliği yaptığı ortada. Özellikle Xbox LIVE Arcade oyunlarının başarısı da yadsınamaz bir gerçek. Neler gördük bu başlık altında? Bir çırpıda aklıma gelenler Castle Crashers, Limbo ve Shadow Complex. Kimisi diğer platformlara da uyarlandı, kimisi hala Xbox 360’a özel olmayı sürdürdü. Şimdiyse menüye yeni isimler eklendi ve çıkış tarihi için bekleme süreci başladı. Okumaya devam et

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInEmail this to someone