FIFA 15 (İnceleme)

Tim Howard ve tayfası

Tim Howard ve tayfası

Evet arkadaşlaaar. Şimdi siz sanıyorsunuz ki LEVEL ofisinde çalışmak çok eğlenceli, gün boyu oyunlar oynayıp eğleniyor, birbirimize Origin ya da Steam kodu atıp duruyor, yorulunca da oyun figürlerimizin yanına kıvrılıp yatıyoruz. Yok öyle bir şey! Tamam, çok oyun oynuyoruz belki ama evde, kendi kendimize oynuyoruz, ofiste de çalışıp dergi yapıyoruz. Tamam mı? Anlaşıldı mı? Aferin. Peki, bu kadar çalışırken hiç mola vermiyor muyuz? Çalışmaktan yorulunca ya da sıkılınca oyun oynamıyor muyuz? Tabii ki oynuyoruz ama öyle oturayım bilgisayarın ya da konsolun başına, açayım bir oyunun senaryo modunu, akıp gideyim yok. Bize molalarda çerez niyetine oynanabilecek, istediğimiz an başından kalkılabilecek bir oyun lazım ve haliyle bu tanıma en çok uyan da FIFA oluyor. Siz de biliyorsunuz ki FIFA, ofisimizin resmi oyuncuğu ve FIFA oynamadan ne hayat geçiyor, ne de dergi çıkıyor. Hal böyle olunca da ofiste yılın en çok beklenen anı, yeni FIFA’nın çıkışı oluyor ki FIFA 15 de çıktı, herkes yeni sezon için lisansını çıkardı, maçlar başladı, bana da oyunu inceleme görevi düştü ve görev bilinciyle attım kendimi yeşil çimlere… Okumaya devam et

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInEmail this to someone

inFamous: First Light (İnceleme)

Fetch’in suçu ne?

Fetch’in suçu ne?

Yeni nesil konsolları çıktığı gibi satın alan, haliyle de PS4’e yaklaşık bir yıldır sahip olan biri olarak şu ana kadar bitirdiğim tek PS4 oyunu inFamous: Second Son oldu. Üstelik inFamous serisini daha önce oynamamış olduğumu göz önüne alınca oldukça ilginç bir durum bu. Ama ne yalan söyleyeyim, Second Son’ın oynanış tarzı ve görsel kalitesi fazlasıyla beğenimi toplamıştı. Hikâye ilerledikçe daha da fazla sardım oyuna, hatta haritadaki tüm parçacıkları tek tek toplayacak kadar takıntılı hale geldim. En nihayetindeyse oyun bitti, rafa kalktı. (Ne rafı? Artık dijital çağdayız!) Okumaya devam et

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInEmail this to someone

Fenix Rage (İnceleme)

Hasta etme adamı!

Hasta etme adamı!

Biliyorsunuz, korkusuz adamın tekiyim, hiçbir oyun beni korkutamıyor. Sadece korkuya özel bir durum mu bu peki? Hayır. Sevincimi de, hüznümü de kolay kolay belli etmem aslında. Bir de öfke mevzusu var ki yalnız başımayken neler yapabildiğimi görmenizi istemem. Aslında yıllar yıllar önce öyleydim, oyunlar beni çileden çıkardığı zaman bundan nasibini ilk olarak klavye alırdı, arada mouse da kaynardı ama yıllardır bu tip sahneler yaşanmıyor. Acaba ben mi duruldum, yoksa oyunlar mı eskisi kadar sinir bozucu değil? Sanırım ilk şık geçerli çünkü Fenix Rage, ciddi anlamda sinir bozucu bir oyun. Okumaya devam et

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInEmail this to someone

Yaş ilerliyor

Daha 32 yaşında olan birinin söylememesi gereken bir cümle bu, biliyorum ama cidden yaş ilerliyor arkadaşlar. Hala oyun oynuyorum, oyun oynamaktan zevk alıyorum ve bu açıdan bakıldığında kimilerine göre hala büyümedim ama büyüdüm vallahi. Eskiden daha fazla hareket ve ses kaldıran bünyem, gitgide daha sakin bir yaşam tercih eder oldu. Çok değil, sadece birkaç yıl öncesine kadar hafta sonlarımı hep dışarıda geçirirdim ve kolay kolay da yorulmazdım. Şimdiyse iş temposunun getirdiği yorgunluk nedeniyle bir an önce evime geleyim, sonra da çıkmayayım istiyorum. Öyle ki özellikle son bir yılda en büyük dostum, evdeki koltuğum oldu. Bu noktaya gelmek için çok erken ama belki de bir duraklama devrine girdim, bilemiyorum. Okumaya devam et

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInEmail this to someone