Among the Sleep (İnceleme)

Ingaaa! Ingaaa!

Ingaaa! Ingaaa!

Sıradan bir öğleden sonraydı ama gözlerim bozulmuştu sanki. Etrafa bakmak istiyordum ama tek görebildiğim bulanık bir görüntüydü. Sonra fark ettim ki su içtiğim bardak suratıma yapışmış, su da bitmiş, şapsal şapsal bardağın içine bakıyorum. Annemin uyarısıyla kendime geldim, bardağı yere fırlattım çünkü masaya sakince koyacak kadar kontrol edemiyordum elimi, kolumu. İşin güzel tarafı, annem bana kızmamıştı çünkü doğum günümdü ve istediğimi yapma özgürlüğüne sahiptim. Ayrıca bir bebektim, ne var yani? Ardından hazırladığı yepyeni, mis gibi kekle geliverdi annem, üzerinde dört tanen mum… Yok, altı tane miydi? Belki de bir tane. Bilmiyorum, daha saymayı öğrenemedim ama pastadan bir dilim kesti annem, sonra da bir çatal aldı ve hemen yutuverdim lokmayı. Tam ikinci lokmayı yutacaktım ki kapı çaldı, anneme kal geldi, gitti, sesler yükseldi, bir hediyeyle gelip beni odama götürdü, paketi de açmadan beni oyun kafesime yerleştirip odayı terk etti. Bundan sonra ne mi oldu dersiniz? Tam bir kâbus!

Bir bebeğin hikâyesi var bu oyunda, daha önce adını mutlaka duymuşsunuzdur zaten. Bir Kickstarter projesi olarak Krillbite Studios tarafından oyuncuların beğenisine sunulan oyun en nihayetinde piyasaya çıktı ve oyunun beta sürümünü oynamış biri olarak zaman kaybetmeden oturdum bilgisayar başına. (Oyunun PS4 sürümü de geliştirilmekte, not düşeyim.) Girişte bahsettiğim şekilde, hediyemizle beraber odamıza “yerleştirilmemiz “ sonrasında başlıyor macera. Önce kutu hareketleniyor, ardından bakmadığımız anda oyuncak bir ayı fırlıyor dışarı, başlıyor bizimle konuşmaya, uğraşmaya. Kısa sürede anlıyoruz ki kendisi dost canlısı, arkadaş olma meraklısı bir ayıcık. Öyle ki bizi sürüklediği, daha doğrusu kendimizi içinde bulduğumuz macerada korkmamak için ona sarılmamız yeterli.

Oyunun başında annemizi en güzel, en iyi haliyle gördük belki ama işin aslı öyle değil ve oyun boyunca bu gerçeğin farkına varacağımız “şeyler” görmeye başlıyoruz. Kısacık ömrümüzde gördüğümüz her bir objenin farklı şekillerde dâhil olduğu hayal dünyamız, annemizi bize bambaşka bir şekilde gösteriyor ve aslında bu sayede bilinçaltımızın bir yansımasına şahit oluyoruz. Bu kısımları söyleyip konuyu açık etmek, oyunun gidişatını oyunu oynamamış olanlar için keyifsiz hale getirmek istemem. Sadece şunu bilin ki bu süreçte yer almak, oyunu oynamak büyük keyif. Bir bebek olarak yürümek, emeklemek, korkmak, zaman zaman çaresiz kalmak öyle güzel yansıtılmış ki oyuna… Oyunun kontrolleri ve oynanışı muazzam bir şekilde ortaya koyuyor bu saydıklarımı, görsellik ve atmosfer de bir o kadar destekliyor hepsini. Tüm bunlar paralelinde oyunun sonunu getirmekse oldukça keyifli hale geliyor.

Keyif kaçıran şeyler yok mu peki? Yok. Oyunun bazı noksanları var ama keyif kaçıracak çapta değil. Yine de sayayım. Oyunda bir bebeğiz, doğru, bir bebek zekâsıyla karmaşık bulmacaları çözmemiz de tuhaf olurdu, doğru ama bulmacalar da o kadar basit ki sormayın gitsin. Gayet çizgisel, tek bir yoldan çözülen basit bulmacalar nedeniyle her şey çabucak çözülüyor, oyunun zaten kısa olan oyun süresi bir miktar bile uzayamıyor. Öte yandan oyunun sonu da pek tatmin edici bir şekilde bitmiyor; hatta öyle ki akla gelen ilk senaryo doğru olamaz ya da olmamalı diye düşünüp farklı teoriler üretmeye başlıyor insan. Belki de ben fazla kafa yordum, bilemiyorum. Yine de toplamda şahane bir oyun, şahane bir tecrübe bana göre. Ancak şu uyarıyı da yapayım ki Among the Sleep’i korku ağırlıklı bir oyun, hatta bir korku oyunu olarak düşünmek yerine keyif alacağınız, ilginç bir bebeklik tecrübesi olarak düşünün. Bu kadar dil döktüğüme göre mamamı verebilirsiniz. Ağlarım bak!

7,5

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.