Zavallı Isaac

The Binding of IsaacSiz bu satırları okuduğunuz sırada, oyun takviminin “fırtına öncesi sessizlik” dönemi sona ermek üzere ya da erdi bile. Yılın şu ana kadarki kısmını kâh eklenti paketleri, kâh alfa / beta sürecindeki yapımlar, kâh eski oyunlar ile geçirdim. Kısa kısa geçeyim mi?

Premium üyeliğim olması vesilesiyle Battlefield 4’ün yeni eklenti paketi Second Assault’un başına geçtim, yanıma Emre’yi de alarak. Battlefield 3’ün en popüler haritaları, Frostbite 3 ile elden geçirilmiş ve çok daha etkileyici hale getirilmiş. Hele o kum fırtınası, atmosferi inanılmaz güçlendirmiş Gulf of Oman’da. Operation Metro’ya yapılan eklentilerse oyunun kilitlendiği noktaların açılmasını sağlamış; artık yürüyen merdivenlerde kilitlenen oyunlara son!

Alfa / beta sürecindeki yapımlarsa zamanımı harcarken en çok üzüldüğüm oyunlar aslında. (Titanfall’u bir kenara ayırıyorum hemen, o bambaşka bir şey.) Şöyle ki bir oyuna erkenden, çıkış tarihini beklemeden ulaşmak önemli bir avantaj ve keyif ama oyunları bu halleriyle görmek, daha doğrusu bitmemiş hallerini tecrübe etmek cidden sıkıntı yaratabiliyor. DayZ’de saatlerce hiçbir şey yapamadan koşmanın nasıl bir duygu olduğunu geçen ay anlattım zaten.

Geleyim “eski oyunlar” kısmına ve yazının başlığını oluşturan yapıma: The Binding of Isaac. Gish’i oynadınız mı? Çok mu yabancı geldi? Peki, ya Super Meat Boy? Bunu hatırlamışsınızdır herhalde. İşte bu iki oyunun altında da aynı ismin, Edmund McMillen’ın imzası var. Kendisinin oyun sektöründeki en kritik dönemlerine, Indie Game: The Movie filmini izleyenler şahit olmuşlardır zaten. Benim başlığa taşıdığım isim, yani Isaac ise bu dönemden önce hazırlanan The Binding of Isaac’i işaret ediyor.

Yaklaşık bir – bir buçuk ay önce oynamaya başladığım ve aslında biraz da geç keşfettiğim The Binding of Isaac, gökyüzünden gelen sese kulak verip çocuğunu hiçbir şeysiz bırakan, ardından odasına kapatan ve en sonunda öldürmeye teşebbüs eden bir annenin zalimliğiyle başlıyor. Ölümden kaçmak isteyen Isaac de kendini zemindeki kapaktan aşağıya atıyor ve macera başlıyor.

Retro oyunlardan detaylar taşıyan The Binding of Isaac’te her ekran, yeni bir oda olarak karşımıza çıkıyor ve ekranları bir bir geçip, karşımıza çıkan çeşit çeşit düşmanı yok edip, bölüm sonlarındaki boss’ları da alt edip daha derine yol alıyoruz. Oyunun en önemli detaylarından biri, ölümün oyunun sonunu getirmesi ve elimizdeki her şeyi alıp gitmesi ki en başta sinir bozucu olan bu detay, oyunu oynamaya devam ettikçe keyif veriyor. Bunun sebebiyse oyuna her başladığımızda yepyeni bölümlerin karşımıza çıkıyor olması; yani her seferinde bölümler rastgele üretiliyor ve karşımıza bu şekilde çıkıyor.
Oyunu kısaca tanıtmış oldum aslında. The Binding of Isaac’e bu kadar çok sarmamın nedeni, çabucak açılıp oynanabilecek bir yapıda olması. Şimdi kim açıp da Battlefield 4 sunucusuna bağlanacak ya da FIFA 14’ü açıp üst üste maçlar yapacak? Açıyorum The Binding of Isaac’i, ilerleyebildiğim kadar ilerliyorum, ölünce de kapatıyorum. (Aslında kapatamıyorum artık; bağımlılık yaptı oyun, bazen ikinci ve hatta üçüncü kez oynuyorum!) Eğer siz de bu tip zorlayıcı ve aynı zamanda eğlenceli bir oyun arıyorsanız, 4.99$ değerindeki oyunu Steam üzerinden satın alabilirsiniz. Bu arada oyunun yenilenmiş ve görselliği değiştirilmiş versiyonu The Binding of Isaac: Rebirth’ün de yolda olduğunu not düşeyim

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someone

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.