Max: The Curse of Brotherhood (İnceleme)

"Kardeşimi rahat bırakın!"

“Kardeşimi rahat bırakın!”

Max, güzel bir muhitte oturan bir ailenin tek çocuğudur ve mutlu mesut yaşamaktadır. Her şeyi vardır; kocaman bir odası, oyuncakları, üstüne titreyen ebeveynleri. Ama bir gün beklenmediği bir şey haber alır, “ailenin tek çocuğu” sıfatı ve avantajları yok olacaktır. Küçük kardeş yoldadır ve onun her şeye ortak olması için zaman daralmaktadır. En sonunda beklenen olur, küçük kardeş eve gelir ve ailenin yeni gözbebeği Felix olur. Yetmezmiş gibi, Felix büyümeye başladıkça ayaklanır ve Max’in odasını, oyuncaklarını ve her şeyini paylaşmaya başlar. Üstelik Felix bütün gün evde otururken, Max her gün okula gidip gelmek zorundadır. Yine böyle bir günde, Max mırıldana mırıldana eve gelir, kapıyı açar ve içeri adım attığı ilk andan itibaren kardeşinin yaramazlıklarıyla burun buruna kalır. Artık dayanacak gücü kalmayan Max hemen “Giggle”da kardeşini ortadan kaldıracak bir “beddua” aratır, bulur ve okumaya başlar, bir anda odada bir ışık belirir, duvardan bir yaratık çıkar ve Felix’i alıp götürür. Max’in o ana kadarki tüm hisleri, o güne kadar fark etmediği “kardeş sevgisi” ile gölgelenir ve oyun başlar.

0.5 ucu olan var mı?

Oyunun hikâyesini “kısaca” anlattım farkındaysanız çünkü neyin peşinde olacağınızı bilmenizi istedim. Daha önce birçok platformda karşımıza çıkmış olan Max, bu kez Xbox One’a özel bir yapım olarak misafir oluyor evlere. Hikâyenin bahsettiğim giriş hikâyesinden itibaren kendimizi Felix’in peşinden giderken buluyor ve bu sırada oyunun neye benzediğini de görmüş oluyoruz. Herhangi bir platform oyunundan çok farklı dinamikler yok oyunda; yürüyor, koşuyor, zıplıyor, tırmanıyor, itiyor, çekiyor ve benzeri aksiyonları gerçekleştiriyoruz. Oyunun diğer platform oyunlarından ayrıldığı kısımsa Max’in ünlü Magic Marker’ı, yani sihirli kalemi. Henüz ilk Chapter’da sihirli bir yere geliyoruz ve burada yaşlı bir teyzenin, ruhunu kalemimize aktarmasıyla kalemimiz daha da güçleniyor ve oyun boyunca yeni özellikler kazanıyor kalemimiz. Bundan sonrası Chapter’ları bitirdikçe farklı ortamlarda, farklı engelleri aşmak ve en nihayetinde kardeşimizi kurtarmak şeklinde akıp geçiyor.
2.5 boyutlu olarak tabir edilen bir görselliğe sahip olan oyunun oynanış yapısı tamamen iki boyutlu ama görsellik üç boyutlu olarak tasarlanmış. Rengârenk görsellik göz boyarken zaman zaman yaşanan frame-rate düşüşleri insanı düşündürüyor. Öte yandan oynanışa gelindiğinde oyunun platform özelliklerinin zaman zaman tökezlediği gözden kaçmıyor. Bazen bir duvarın dibine gelince yukarı zıplayamıyor, bazen hareket halindeki bir platformun üstünde sabit dururken düşebiliyorsunuz. Üstelik kontroller de bu tökezlemelere katkı sağlıyor, yine “zaman zaman”. Oyunda öyle hareketli ve hızlı hareket edilmesi gereken yerler oluyor ki bu tip aksaklıklar yüzünden Max bir ölüyor, bir diriliyor, bir ölüyor, bir diriliyor, bizim de tepemiz atıyor. Ha, platform oyunlarının birçoğunda tepemiz atıyor zaten de beceriksizlikten ölmeye kimin itirazı var?

O zaman…

Geldik karar anına… Elimizde neler var? Sıradan bir hikâye, kardeşini kurtarmak için her türlü engeli aşmak isteyen Max, Max’in vazgeçemediği sihirli kalemi, rengârenk bir dünya, zaman zaman sorun çıkaran kontrol sistemi ve platform mekanikleri… Bu noktada en önemli detay, henüz Xbox One’ın çok az sayıda oyunu olması ve hal böyle olunca da öyle ya da böyle bu oyunu oynama ihtiyacı duyulması. Platform türünde çıtayı yükselten bir oyun değil ama Xbox One’ınız varsa da an itibariyle atlamamanız gereken bir oyun. Hem bu vesileyle kardeş sevgisinin sınır tanımayabileceğini de öğrenmiş olursunuz.

7,0

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.