Türkiye’deki oyuncuların cehaleti…

Call of Duty 2Çocukluğumdan beri oyun oynuyorum ve 2005 yılından beri de oyun sektörünün bir parçası olarak olayı profesyonelliğe dökmüş durumdayım. Hem 2005 yılına kadar olan süreçte arkadaş çevremi, hem de sonrasında Türkiye’deki oyuncu kitlesini sürekli olarak gözlemleme şansım oldu. Ne var ki son dönemde, aslında son yıllarda yaptığım gözlemlerde Türkiye’de oyun oynayan kitlenin içinde cehaletin tavan yaptığı bir grubun olduğunu görmek hem üzücü, hem de sinir bozucu. Üstelik bu cehalet, oyun sektörü ve oyunlar üzerine var olunca daha da sinir bozucu oluyor. Her gün gördüklerim karşısında içimden “Yahu adam her gün oyun oynuyor, oyun oynuyorum diyor, en basit şeyleri bile nasıl bilmez!” deyip duruyorum. Örnek mi istiyorsunuz?

Championship Manager serisi, Sports Interactive tarafından geliştirilen ve Eidos Interactive tarafından dağıtılan bir yapımdı. Bu bilgi, serinin her oyununun açılış ekranında koca koca oyuncuya duyurulurdu. Gün geldi, iki firma arasında bağlar koptu ve Sports Interactive, Sega çatısı altında Football Manager’ı çıkarmaya başladı. Bu bilgiyi, yani CM’yi CM yapan kişilerin FM’yi yapmaya başladığı öğrenmek / algılamak ise Türk oyuncuların en az üç yılına mal olmuştur.

FIFA… Dünyanın en çok satan, en çok oynanan, en çok beğenilen ve içeriğinde en fazla malzemeye yer veren futbol oyunu. Yaklaşık 20 yıldır bu piyasada olan oyun, haliyle inişler ve çıkışlar yaşadı. Özellikle 2002 ila 2008 yılları arasında çekilmez bir hal alan seri, FIFA 09 ile birlikte çıkışa geçti ve günümüzde açık farkla zirveye oturmuş durumda. 2008 yılına kadar “en iyi futbol oyunu” unvanına sahip olan / olduğunu düşündüğüm Pro Evolution Soccer serisiyse FIFA 09’un yükselişine yerinde saymasıyla eşlik edince rüzgar tersine döndü ve PES, dünya üzerinde -sanırım- sadece Türkiye’de ve Japonya’da FIFA’dan daha popüler olabilir hale geldi. Tamam, Japonya’yı anlıyorum, PES’i geliştiren Konami’nin ana vatanı ama Türkiye’ye, Türk oyunculara ne oluyor? Yıllardır PES oynama alışkanlığı kazanıldığı için daha iyiyi görmezden gelmek, algılayamamak bu kadar mı zor? Belki burada cehaletten daha öne çıkan kalemler var ama dünyaca kabul gören bir gerçeği görmemek, görememek, görünce de algılayamamak…

Önümüzdeki sonbaharda hem FIFA 12, hem de PES 2012 piyasaya sürülecek ve şimdiden her iki oyunu da test etme şansım oldu. Açıkça görülen bir gerçek var ki PES’in yerinde saymaya devam edeceği ihtimali yüksek, FIFA ise gelişmeye ve daha iyiyi sunmaya devam edecek. Kulağıma gelen haberlerse Türk spor basınından PES 2012’yi test etme şansı yakalayanların oyunu çok beğendiği yönünde. Eh, oyunlar konusunda Türkiye’deki basının cehaleti apayrı bir tartışma konusu olunca bu beğeniye şaşırmıyorum.

Bir başka cehalet örneği de savaş temalı Battlefield, Call of Duty ve Medal of Honor serileri arasındaki çekişmenin ülkemizde doğurduğu fanatizm. Hayatında oynadığı ilk FPS -belki de yaş itibariyle- Call of Duty 4: Modern Warfare olan kalabalık bir kitle var. Bu kitle, gördüğü ilk oyundan öncesini bilmiyor, öğrenmiyor, araştırmıyor ve duyduklarına da inanmıyor. Öyle ki Battlefield: Bad Company 2’nin piyasaya çıkışını Call of Duty’ye rakip olma girişimi olan değerlendiren mi istersiniz, Medal of Honor’ın Call of Duty’yi taklit etmeye çalıştığını söyleyen mi istersiniz. Yahu, bu kadar oyun oynuyorsunuz, sayısız oyun sitesine girip çıkıyorsunuz, birkaç dakikanızı ayırıp serilerin geçmişini araştırmak, neyin ne olduğunu öğrenmek bu kadar mı zor? (Tamam, bu paragrafı “cehalet” başlığından ayırmak mümkün.)

Gelelim en güncel örneğe; Steam vs Origin muhabbetine. Steam’in dijital oyun dağıtımı konusunda dünya lideri olduğu bir gerçek ki ben de birçok oyuncu gibi Steam’i oyun arşivine çevirmiş durumdayım. Son aylarda Electronic Arts’ın ortaya çıkardığı ve EA Download Manager’ın bir uzantısı olan Origin, birçok tartışmayı beraberinde getirdi. Origin’in geliştirilme amacı, aslında EA Download Manager’dan pek farklı değil. EA, kendi oyunlarını aynı çatı altında toplayacağı bu programa yıllardır sahipti aslında. Üstelik burada amaç, EA oyunlarını sadece kendi ürünü olan bir program altında toplamak da değil. Bu programın ortaya çıkışından sonra Steam’den silinen bazı EA oyunları oldu ve bu da EA’in hamlesi olarak algılandı. Halbuki asıl olan, Steam’in bu oyunları sistemden silmesiydi. İki firma arasında tuhaf, anlaşılmaz ve gizliden gizliye süren bir çatışma başladı. Son olarak Battlefield 3’ün Steam üzerinden satılmayacak olması ve Origin gerektirmesi de EA’in kasıtlı hamlesi olarak değerlendirildi. Halbuki EA, oyunculara daha kolay ulaşabilmek ve görüş alışverişini hızlandırmak için Origin’i kullanmayı hedefliyor, Steam gibi bir aracının da bu hızı yavaşlatacağını düşünüyor. Bu politikada garip olan nedir? Hiçbir şey. Ama komplo teorileriyle büyümüş, illaki birilerinin birbirine saldırdığı ortamları dileyen bahsettiğim “kitle”, bu durumu da EA’in “mallığı” olarak değerlendiriyor. Eh… Ortada ne bir saldırı var, ne bir rekabete girme çabası ki Steam’e rakip olabilecek herhangi bir sistemin geliştirilmesi pek mümkün değil, ne de düşmanlık.

Bahsettiğim kitlenin Counter-Strike, Quake, Doom ve benzeri başlıklarla ise en ufak bir ilgisi, alakası yok. Konu bu başlıklara gelince mavi ekran verecek noktaya geldikleri için konuyu pas geçiyorum…

Aslında bu yazıyı yazmadan önce ve dediğim gibi her gün, bunlara benzer sayısız ve insanı çıldırtan örnekle karşılaştım ama bir çırpıda aklıma gelenler bunlar oldu. Türkiye’deki bu bilgisiz oyuncu kitlesiyle başa çıkmak çok ama çok zor.

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someone

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.